| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Metalin Başkenti

Vampirlerin Doğuşu ve İlk Vampir (CAIN)

[Resim: gothdraculahisarmy800x600xc6.jpg]

Vampirlerin Doğuşu...

Bundan yüzyıllar önce, yapraklardaki sakin rüzgar dokunuşu ve kuş cıvıltılarıyla dolu dünyanın sessizliği bir ışıkla bozuldu; bu ışık, barış rüzgarlarını dindirip dünyanın tüm benliğini sömürecek olan olgunun, insanlığın ilk hüzmesiydi. Adem ve Havva adındaki fırtına öncesi sessizliğin ilk fısıltısı, sonraları evlenecek ve 3 tane de oğulları olacaktı; Caine, Abel ve Seth. İlk doğan Caine, bitkileri yetiştirdi. Onları suladı ve büyüttü, hayat verdi. İkinci doğan Abel hayvanlara baktı. Onları besledi ampirlerin yaşadığı bölgeler, çeşitli sınırlarla bölünmüştür. Her bölüm, bir Prince tarave büyüttü.

Bir gün babaları Adem, iki oğluna keskin bir ses tonuyla; "Caine ve Abel, yukarıdaki için bir kurban getirin. Getirin ki yaratıcınıza olan minnetiniz bilinsin." dedi. Caine, yukarıdaki için en tatlı meyvelerini, en olgun bitkilerini getirdi. Abel ise en genç, en güçlü hayvanını kurban etti.

İki kardeş de kurbanlarını Adem'in ocağına koydular ve ateşe verdiler. Duman onları yavaşça yukarı doğru götürdü. Abel'in kurbanı tatlı bir koku yayıp kabul edilirken, Caine'inki kabul edilmedi ve Caine sert bir şekilde azarlandı.

İlk doğan (Caine) ağlamaya başladı, gece gündüz yukarıdakine dua etti.

Gel zaman git zaman, Adem kurban vaktinin yeniden geldiğini söyledi. Abel yine en güçlü ve genç hayvanlarından birini öldürdü. Caine ise eli boş geldi, çünkü kurbanının istenmeyeceğini biliyordu. "Caine, neden bir kurban getirmedin?" diye sordu Abel. İlk doğan, gözleri yaşlı bir şekilde kardeşinin kalbine mızrak saplayarak onu kurban etti; hayatta en çok sevdiği şeyi.

Bu olayın ardından yukarıdaki onu cennetten attı, ve Nod denilen bir yere sürgün etti.

Caine karanlıkta yalnız kalmıştı. Açtı, üşüyordu ve ağlıyordu... Karanlığın içinden tatlı bir ses geldi. Siyahlar içinde bir kadın Caine'e doğru yaklaştı:

"Hikayeni biliyorum, Nod'lu Caine. Açsın, bende yemek var. Üşüyorsun, bende kıyafetler var. Üzgünsün, bende rahatlık var". Şaşırmış olan Caine:

"Benim gibi lanetli birini niye rahatlatasın? Neden giydiresin? Neden besleyesin?" dedi, ve alacağı cevapla daha da şaşıracaktı:

"Ben senin babanın ilk karısıyım. Yukarıdakine karşı geldim ve özgürlüğü karanlıklarda buldum. Ben Lilith'im. Bir zamanlar ben de üşüyordum. Benim için sıcaklık yoktu. Bir zamanlar ben de açtım, benim için yemek yoktu. Bir zamanlar ben de üzgündüm, benim için rahatlık yoktu."

Lilith, Caine'i ağırladı ve onu besledi, rahatlattı. Caine onun evinde bir süre kaldı, ve bir gün ona sordu:
"Sadece karanlıktan, bu evi nasıl yaptın? Nasıl kıyafetler yarattın? Yiyeceklerini nasıl yetiştirdin?"

Lilith gülümsedi ve cevap verdi: "Ben uyandım. Bu sayede istediğim gücü yaratıyorum". Gözleri parıldayan Caine: "Beni de uyandır Lilith, benim de güce ihtiyacım var. Ben de kendi evimi, giysilerimi, yiyeceklerimi yaratmalıyım."

"Uyanmanın sana ne yapacağını bilmiyorum. Sen baban tarafından lanetlendin. Ölebilirsin, sonsuza kadar değişebilirsin." İçini kemiren heyecanla Caine:

"Güç olmayan bir yaşamın ne önemi var? Sen olmadan ben ölürüm, ama senin kölen olarak yaşayamam."
Lilith Caine'i seviyordu. Sonuçlarından emin olmadığı için istemese de Caine'e olan sevgisi, içinden gelen sesin önüne geçti ve onu uyandırdı. Bileğinden gelen kanı bir kaba koydu ve Caine'e içirdi. Caine Abyss'e düştü, o kadar uzun süre düştü ki bu ona sonsuzluk gibi geldi. Gözlerini açtığında karanlık bir yerdeydi.

Karanlığın içinde Caine parlak bir ışık gördü. Gecede parlayan ateş, Michael, Kutsal Ateşin koruyucusu ona gelmişti, ve şöyle dedi. "Adem ve Havva'nın oğlu, suçun büyük ama babamın bağışlayıcılığı daha büyük. O seni affetti."

Kızgın ve kırgın Caine cevap verdi: "yukarıdakinin acımasıyla değil ancak kendi vicdanımla gurur içinde yaşayabilirim." Reddetmişti. Ve Michael ona ilk lanetini verdi:

"Bu diyarlarda gezdiğin sürece, sen ve senin çocukların ateşten korkacak. Ateşim sizin derinizi yakacak ve sizi mahvedecek."

O gecenin sabahında, ufuktan Raphael, güneşin koruyucusu göründü. Caine'e şöyle dedi: "Adem'in oğlu, Havva'nın oğlu, kardeşin Abel cennetten senin günahlarını affetti. Tanrı'nın bağışlamasını kabul etmeyecek misin?"

Caine cevap verdi: "Abel'ın bağışlaması bir şey ifade etmez. Ancak ben kendimi affedebilirsem gerçekten affolmuş sayılırım", ve reddetti. Onun için değişen pek olmamıştı, bir şey dışında; Raphael ona ikinci lanetini vermişti:

"Bu diyarda gezdiğin sürece sen ve çocukların gün doğuşundan korkacak. Güneşin ışınları sizi ateş gibi yakacak. Şimdi git ve karanlık bir yere saklan, saklan ki güneşin gazabını hissetme!"

İçini hırs bürüyen Caine kaçtı, kaçtı... ve karanlık bir mağaraya saklanarak derin bir uykuya daldı. Uyandığında ölüm meleği Uriel onu kanatlarının arasında tutuyordu. Caine'e doğru eğilerek kulağına fısıldadı: "Adem'in oğlu, Havva'nın oğlu, Tanrı senin bütün günahlarını bağışladı, kabul et ve bütün lanetlerinden kurtul.."

Büyük bir fırsat gibi görünen bu teklife kırgınlığı dinmeyen Caine cevap verdi: "Tanrının bağışlamasıyla değil, kendi bağışlamamla yaşayacağım. Ben benim. Yaptıklarımı yaptım. Bu asla değişmeyecek".

Ve Tanrının kendisi, Uriel'ın ağzından Caine'e son ve en büyük lanetini verdi:

"Sen ve senin çocukların, bu diyarda gezdiği sürece karanlığa tutunacaklar. Sadece kan içecekler. Sadece kül yiyecekler. Bir ölü gibi yaşayacaklar, fakat ölmeyecekler. Son günlere kadar dokunduğunuz her şey yok olacak!"

Bu lanetle Caine acı bir çığlık attı, gözlerinden kan geliyordu. Kanı bir kabın içine doldurdu ve içti.

Kafasını kaldırdığında Gabriel karşısında duruyordu. Fırtına sonrası sessizliğinin verdiği yankıyla: "Adem'in oğlu, Havva'nın oğlu; babamın bağışlayıcılığı sandığından çok daha büyük. Şimdi bile affedilmeye bir yol açıldı. Bu yola "Golconda" diyeceksin. Çocuklarına ondan bahset, çünkü sadece bu yolla yeniden ışıkta yürüyebileceksiniz."


[Resim: countvalmontxd6.jpg]

Role-Play Cümleleri
Zafer bizim olucakdir, yaratıcının gücü sizinle olsun
Victoria du belum nostrum, potestas creare avec tu


Ölümü benim elimdendir, kanı da çok lezzetli
Mori du mon manus, sangius dulcis


Kont için savaşır, kont için kazanırız
Belum nam duco, nam duco victoria


Istirate çekiliceğim ben arkadaşım
Comitis moi vado torpor


Güç için savaşırız, güç kanda yatar, kan için savaşırız
Belum nam potestas, potestas incendo sangius, belum nam sangius


Kardeşimin düşmanı benim düşmanımdır
Atrox du frater, atrox du moi


Karanlığın gücü yanında olsun kardeş
Potestas calligiato vado aveca tu


Ocllo karanlık efendilerin diyarıdır
Ocllo est domus du dominus calligiato


Büyülerini vampirler icin kulan, o karanlık büyüleri
Supernuspotestas nam kindred, nam kindred supernuspotestas calligiato



Tören Sözleri
Vampir yapılırken:


Senin bedeninde artık ölümlü kanı yokdur, artık vampir kanındansın. Yaratıcının gücü hep yanında olsun, vampirin gücü yanında olsun. Bir süre güçsüz olucaksın, ancak karşılığında çok büyük güçler ediniceksin, ölümsüzlüğün gücü, vampir gücü


Lord yapılırken:


Yaratıcıya çok hizmet verdin karanlığın efendisi. Yaratıcının kanı, kanımdan, sana veriyorum. Tekrar iç onu, tekrar. Karanlığın lord'u. Yaratıcının gücü, vampirin gücü büyülerinden eksik olmasın.


Servus creare, calligiato dominus. Sangius du creare, nam tu, boire tut. Dominus du calligiato, creare potestas nam tu, kindred potestas nam tu


Yaradılış Destanı


Tibi aetre aeger,modere cervix sangius.Ablocare Caine's potentas posse.Tibi aetra Lamia.


Perque Remembera Caine(Yaradılış):
In Nomeni Caine diye başlar...


Caine Rursusque perperit fratrem euius Abel fuit autem Abel pastor ovium et Caine Agricola.


Caine Doğar:


Factum est autem post multos dies ut offeret Caine de fructibus terrae munera Dominus.


İlk kan dökülür ve Tanrı reddedilir.Sonunda Caine dünyaya hükmetmeye başlar:
Ad Caine vero et ad munera illuis non respexit irastus Que est Caine.


Ve bundan böyle Caine ve oğulları Kanla kurulan kardeşliği yaşatırlar.Kanla hükmederler dünyaya ve ölümlülere.O kan ki savaştır,o savaş ki yaşamdır...

[Resim: draclu27xu4.jpg]
Vampir Efsanesi

Efsane, ilk vampirin kendi kardeşinin hayatını alan Caine olduğunu söyler. İlk katil, Tanrı tarafından lanetlenip sürüldü. Bundan böyle güneş ışığı canını yakacak, susadığında kan içecekti. Caine'in acı dolu yalnızlığı Lilith ile tanışıncaya kadar sürdü. Lilith güçlü bir büyücüydü ve Caine'le birlikte olduğu zaman boyunca ona bedenindeki kanı nasıl kullanacağını, nasıl kendi türünü yaratacağını gösterdi. Caine laneti başkalarına da yaymak istemedi. Ama yalnızlığı karanlık bir bulut gibi git gide daha da büyüdü. En sonunda o kadar dayanılmaz oldu ki, kendine üç tane "türdeş" yarattı. İkinci neslin üç vampiri, on üç vampir daha yarattılar. Caine'in on üç torunu insanoğlunu amaçları için istedikleri gibi kullanmaya, onları yalnızca besin ve piyon olarak görmeye başladılar. Caine'in öfkesi büyüdü ve yeni bir neslin yaradılışını yasakladı. İnsanlar ve vampirlerin birlikte yaşayacakları bir şehir kurdu. Yeryüzündeki ilk şehri...

Şehirdeki barış uzun sürmedi. Caine'in torunları yasağa uymadılar, insanlar tekrar onların kurbanları oldular. Bir gün şehrin üzerine büyük bir lanet geldi. Ne olduğunu efsane bilmez, kimi doğal afet der; kimi yok edici bir büyü; kimi de Tanrı'nın gazabı... Tek bilinen Caine'in ve oğullarının felaketten sonra yok oldukları ve bir daha asla görünmedikleri. Antediluvian olarak anılan, geriye kalan o üç vampir, kendi nesillerini yaratmaya başladılar. Güçleri ve zayıflıkları çocuklarına geçti ve böylece klanlar oluştu. Klanlar tarihin ilk çağlarından beri tüm dünyaya yayılıp "avları ve hizmetkarları"nı yönetmeye başladılar. Varlıkları hep bilindi ama asla yüksek sesle söylenmedi. Gölgeler arasında gezdiler, susuzluklarını dindirdiler, güçle, büyüyle, entrikayla hep yönettiler. Karanlık çağlara kadar...

Orta çağda vampirlerin sayısı çok arttı. Güçleri öylesine artmıştı ki bir kısmı ölümcül bir hata yaptılar: gizliliği ihmal ettiler. Kulaktan kulağa fısıldanan yaratık hikayeleri git gide daha gerçek, daha ete kemiğe bürünür oldular. Başlangıçta bir grup rahibin kurduğu engizasyon, kendilerine katılan yığınla insanla güçlendi. Sayısız insan, ellerinde kazıklar ve meşalelerle artık bir masal olmayan yaratıkları arıyor, kölelik ve korkuyla geçen onca yılın öcünü alıyordu. Olanca güçlerine karşın, vampirlerin büyük kısmı kalabalık gruplar karşısında direnemediler ve birbiri ardına linç edildiler.

Engizasyonun baskısının ağırlaştığı bu zamanlarda, artık insan kanıyla tatmin olmayan yaşlıların yiyeceği olmak üzere yaratılan genç vampirler efendilerine karşı direnişe geçtiler. Avrupa'da bir grup asi, efendilerinin kendilerini kontrol etmelerini sağlayan gizli güçlerin sırrını çözdüler. Vampirler hem yeni direnişle, hem de engizasyonla uğraşmak zorunda kaldılar.

15. yüzyılda vampirlerin en zor zamanlarında kurulan on üç klanın yedisi "Camarilla" adı altında birleştiler. Örgütlü bir hareketle direnişi bastırdılar, tekrar gizliliği esas aldılar ve Caine'den kendilerine miras kalan altı kurala uyacaklarına dair söz verdiler.

O günden sonra vampirler en iyi gizlenme yolunun, ölümlüleri kendilerinin var olmadıklarına inandırmak olduğunu öğrendiler ve tekrar bir efsane oldular. Bugün hala aramızdalar. Biz ölümlüler ısırılana kadar buna inanmasak da...


Kural Bir : Gizlilik
Gerçek yüzünü kandan olmayanlara göstermeyeceksin. Bu senin kan üzerindeki haktan vazgeçmen demektir.

Kural İki : Bölge
Senin bölgen senin meselendir. Diğerleri senin bölgende ana saygı göstermelidirler. Kimse senin bölgende sana karşı gelemez.

Kural Üç : Nesil
Başka birini ancak yaşlıların onayıyla yaratabilirsin. Eğer izin almadan başkasını yaratırsan, yarattığın seninle birlikte öldürülür.

Kural Dört : Sorumluluk
Yarattığın senin kendi çocuğundur. Onu serbest bırakana dek sen yönetmelisin. Onun günahları senden sorulacaktır.

Kural Beş : Konukseverlik
Bir başkasının bölgesine saygı göster. Yabancı bir şehre gidersen kendini yöneticisie tanıt. Onun onayı olmadan sen hiçsin.

Kural Altı : Yok Etme
Kendi kanından birini yok etmeyeceksin. Yok etme hakkı ancak yaşlılara aittir. Yalnızca en yaşlı olan kan avı için onay verebilir.

Kan Avı : Yaşlıların onayı ile bir vampirin ölüm emrinin verilmesi. Kan avı başlatıldığı takdirde o vampir görüldüğü yerde öldürülür.

   
[Resim: vampireby1.jpg]

Vampirlerin Özellikleri...

1.Daha duyarlı duyu organları

- Karanlıkta Görebilme

- Daha gelişmiş renk tayfı

- Hassas Duyum

- Geliştirilmiş koku alma duyusu

2.Gelişmiş fiziksel güç

3.Geliştirilmiş hareket-çabukluk

4.Kısa mesafede biçim değiştirmeden yüksek süratte uçuş kabiliyeti

5.Yaraları çok hızlı iyileştirme, İnsan hastalıklarına karşı direnç

6.İnsanlar ve daha zayıf vampirler üzerinde hipnotik kontrol.

7.Diğer varlıkları karizmaları ile kontrol etme.

8.Ekstra Duyarlı Ten ve olaylara karşı önsezi

9.Yarasa şekline dönüşebilme

10.Toprakta eriyerek kaybolma.

11.Sise dönüşerek kaybolma

12.Yarasa,köpek,kurt gibi hayvanları kontrol etme yetisi

13.Duvara tırmanma kabiliyeti




Kayıtlara Geçmiş Bazı Vampirler;

Blow Çobanı: Bir zamanlar Blow kasabasında yaşayan bir çoban, bilinmeyen

bir nedenden ötürü ölür ve gömülür. Gömülmesinden birkaç gün sonra,

geceleri ortaya çıkmaya ve önüne gelen herkese saldırmaya başlar; ve

saldırdığı herkes 8 gün içinde ölür. Gece baskınlarının sayısı artınca,

halk çobanın mezarını açar ve kalbine bir kazık saplayarak tekrar

kapatırlar. O gece, çoban çok daha öfkeli ve saldırgan olarak tekrar

ortaya çıkar - elinde kalbine saklanan kazıkla birlikte. Artık çok

korkmuş olan halk, ertesi gün cesedi mezarından tekrar çıkarır ve ateşe

verir.

Arnold Paul: 1700 yılında Medvegiada doğmuştur. 1727 yılında genç bir

asker olan Arnold Paul, Belgrad civarındaki kasabasına geri döner ve

askerliği boyunca biriktirdiği parayla bir ev alıp evlenir. Arnoldun

üzerinden asla atamadığı melankoninin sebebini uzun bir süre boyunca

merak eden karısına Arnold en sonunda gerçeği açıklar ve askerliği

sırasında uzak bir kasabada boynunu ısıran ve kanını emmeye çalışan bir

vampirle mücadele etmek zorunda kaldığını söyler. Vampiri mezarına kadar

takip edip onu öldürmeyi başardığını, ve bir vampire dönüşmemek için

söylentilerden öğrendiği gibi vampirin mezar toprağından yediğini,

kanından içtiğini ve yaralarını vampir kanıyla yıkadığını itiraf eder.

Bu itiraftan sadece birkaç gün sonra, Arnold oldukça yüksek bir saman

yükünün tepesinden düşer ve 3 gün sonra can verir. Gömülmesinden bir ay

sonra köy halkı, Arnoldun geceleri dolaşırken görüldüğünü söylemeye

başlar. Onunla direkt temasa geçen kişilerse birkaç gün geçmeden

ölürler. Birkaç gece saldırısının ardından, konu yetkililere iletilir.

Arnoldun mezarı açıldığında bedeninin hiç bozulmadığı ve dudağının

kenarlarında taze kan kalıntıları bulunduğu görülür. Arnoldun kalbine

bir kazık saplanır ve Arnold yüksek sesle haykırır; bunun üzerine bedeni

yakılır. Aynı işlem, Arnoldun saldırısı sonucu öldüğü söylenen

kişilerin bedenlerine de uygulanır.

Olaydan beş sene sonra, 1731 yılında, aynı bölgede gece saldırıları

tekrar başgösterir. 3 ay işçinde 17 kişi saldırıya uğrar. Yetkililer

tarafından ifadeler doğrultusunda açılan bir takım mezarlarda vampirlere

rastlanır. Bu yeni vampirler de yakıldıktan sonra, bölge tekrar huzura

kavuşur. Bu olay hakkında aralarında askeri doktorlar ve yöneticilerin

de bulunduğu tanıkların verdiği ifadeler, bir takım dosyalarda hala

saklanmaktadır.

Peter Plogoyowitz: Kisolova adındaki bir Macaristan kasabasında yaşayan

Peter Plogoyowitz, ölümünden 3 gün sonra geceyarısı kasaba sokaklarında

yürürken görülür. Zaman içinde Peter, insanlara saldırmaya ve 24 saat

içinde ölmelerine neden olmaya başlar. Bu olaylar üzerine yetkililere

başvuran kasaba halkı, Peterin cesedinin incelenmesi için gereken izni

alır ve mezarı açarlar. Peterin cesedinin bozulmamış bir halde olduğunu

gören halk, kalbine bir kazık saplar ve taze kanın her yere fışkırmasını

hayret ve korkuyla izler. Peterin bedeni yakıldıktan sonra, kasabadaki

kabus biter.


VAMPİRLERLE İLGİLİ TÜM TERİMLER;

Vampirler, hiyerarşiye çok önem veren varlıklardır. Camarilla birliği, bu konuda kendi içinde son derece gelişmiş bir sistem kurmuştur.

PRINCE


Vfından yönetilir; bir Prince ise, en yaşlı vampirler tarafından seçilir. Bir Prince tarafından yönetilen her bölüme "Domain" adı verilmektedir. Yabancı bir Domain'de izinsiz avlanırken yakalanan bir vampir, Prince tarafından cezalandırılabilir.

Domain prensleri, genellikle Ventrue veya Toreador klanı üyelerinden seçilir. Ancak, yer yer Brujah, Nosferatu, hatta Malkavian prenslerine dahi rastlanmıştır.
Bir Prince, kendi Domain'i çerçevesinde tam yetkiye sahiptir. Av sınırlarını çizebilir, belli bölgeleri kanın yasak olduğu nötr alanlar ilan edebilir. Camarilla'nın 6 ilkesini ihlal eden vampirleri kendi bölgesinde avlayabilir.


Prince hakimiyet alanlarının sınırları genelde şehirlerle çizilmiştir. Mesela; Paris'in, Chicago'nun, Atlanta'nın ayrı ayrı Prince'leri vardır. Bir Prince söz konusu bölgede asırlardır yaşamış vampirlerden seçilmiş olduğundan, bölgesinde neler olup bittiğini herkesten daha iyi bilir.



PRIMOGEN



Her "Domain"de, Prince'e yardım etmek amacıyla kurulmuş bir de Primogen grubu vardır. Bu grup, çeşitli ırkların yaşlılarından oluşan bir meclistir. Bir Domain'de Prince'in sözü emir sayılsa da, başarısız Prince'lerin Primogen'i tarafından yok edildiği tarihte görülmüştür.


ELDER

300 yıldan daha uzun süredir yaşayan vampirlere verilen addır. Bir Elder, yaşadığı süre zarfında birçok güç kazanmıştır ve son derece ölümcül ve tehlikelidir.

ANCILLAE

Elder'ların bir alt sınıfıdır. Genellikle 100-300 yıldır yaşayan vampirlerdir; ancak büyük başarılar gösteren daha genç vampirlere de bu sıfat verilebilir. Genellikle Elder'larına hizmet etmekle uğraşırlar. Kendi aralarında güç savaşları olsa da, bu savaşlar Elder'lar arasındaki savaşlardan çok daha zayıftır.

NEONATE

Vampir ırkının tabanını oluşturan sınıftır. Bir asırdan daha kısa süredir yaşayan vampirlerdir.

[Resim: draculanh1.jpg]
Bir Alman araştırmacı, vampir efsanelerinin kökenini araştırdı. Sonuçta bu �ölümsüz� vampirlerin köylerde ölen komşular olduğunu ayrıca kan emici bile olmadıklarını buldu. Romanya, Macaristan, Arnavutluk, Bulgaristan ve Makedonya gibi Güneydoğu Avrupa ülkelerinde anlatılan öykülerde vampirlerin önemli bir rolü var.

Tabutlarını her zaman giyimli olarak terk eden vampirlerin, yanaklarında ve burunlarındaki çürümelerle oluşan hafif çukurluklar dışında aslında pek de ilgi çekici tarafları yoktu. Hatta köpek dişlerinin uzaması gibi en belirgin vampir özelliği bile Güneydoğu Avrupa vampirlerinde hiçbir zaman görülmemişti.

Bonn Üniversitesi tarihçilerinden Peter Kreuter�in araştırmasına göre dünya kamuoyunun, Bram Stoker�in 1897 yılında kaleme aldığı �Lord Dracula� romanından tanıdığı vampir tiplemesinin, halk söylencelerindeki �Ölümsüzler� ile pek ortak yanı yok gibi. İlk vampirler ne kan emici ne de baştan çıkarıcı yaratıklardı. Hatta gün ışığında bile kaybolmuyorlardı. �Halk arasında anlatılanlar arasında egzotik kam emicilere yer yoktu� diyor Bonn Üniversitesi tarihçilerinden Kreuter. Sıradan insanların vampirleri köylerdeki ölülerdi, yani komşular.

Kreuter, etnologlarca yayımlanan ve bugüne dek pek dikkate alınmayan sayısız raporu inceledi. En eski vampirler 1382, en yenisiyse 1968 yılında ortaya çıkmış. Bir köyde yaşanan uğursuzluklardan (bunlar bilinmeyen hastalıklar ya da ekini savurup götüren fırtınalar olabiliyor) her zaman bir ölümsüz sorumluydu. Ölünün dirilmesi, muhakkak bir uğursuzluğu da beraberinde getirirdi.

Onlara yaklaşan biri, eğer esrarengiz bir biçimde hayatını yitirirse, komşuları ve akrabaları için sonsuz bir bela haline gelirdi. Lanetliler bir kez mezarlarından çıkmaya dursun, bundan sonra kurbağa, tavuk, at ya da fareye dönüşür ve gündelik yaşamlarında bu şekilde dolaşıp dururlardı. Hatta bazıları alet ya da kap kacak biçimine bürünür ve zarar verebilmek için her zaman onlarla birlikte olurlardı.


Sarmısak ve Kutsal Su

Sarmısak, kutsal su ya da haç yardımıyla tehlikeleri atlatamayan köylüler, suçluyu yakalayabilmek için daha farklı yollara başvururlardı. Mesela mezarlık çevresine kül serpiştirerek vampirin ayak izlerini takip etmeye çalışır ya da halk arasında cinleri görebilen ve ölümsüzlerin bulundukları yerlere huzur getiren hayvanlar olarak bilinen kara horozları salarlardı. Ancak tüm çabaların boşa gittiği de olurdu. �İşte böyle zamanlarda köylüler kötüye karşı savunabilmek için biraz daha yakınlaşırlardı� diyor Kreuter.

Yaşamlarında garip olaylarla karşılaşan yakınlarının ölümü, köylülere yeni bir kuşku ve korku kapısını aralıyordu. Kuru ot yığınından düşen, sarhoşken kapıyı kıran, bedeninde bir lekeyle dünyaya gelen, çok genç ya da çok yaşlı ölen herkes uğursuzluğu içinde taşıyan ve gelecek kuşaklara aktaran şüphelilerdi.


Mezarda Rahat Yok


İşte bu kuşkulu ölüler yakınlarına mezar başında büyük zahmetler verirdi. Yalnızca mezarlarında savunmasız olduklarından, topuk ve dizlerindeki damarlar kesilir, üzerlerine taşlar atılır ya da doğrudan doğruya tabuta çivilenirlerdi. Romenler, birkaç on yıl öncesine kadar ölülerinin arkalarına bir diş sarmısak iliştirir ve ayaklarını iple bağlayarak gömerlerdi. Dalmaçya�da ise bazı kontrol grupları, birkaç yılda bir mezarlığa giderek şüpheli ölülerin gerçekten çürüyüp çürümediklerine bakarlardı. Eğer eti hala diri görünüyorsa kalbine bir kazık çakılır ve diğer dünyada huzur bulması istenirdi.


Öbür Dünyanın Kanıtı

Kreuter, Güneydoğu Avrupa�da vampir öykülerinin bu denli yayılmasının nedenini Ortodoks Kilisesi'nin ölüler hakkında ne mantıklı ne de mantıksız bir açıklama yapamayışına bağlıyor. Ölümsüzler, bir yerde ölümden sonraki durum hakkında bilgi veriyordu halka. �Her vampir öbür dünyanın varlığına işaret eden bir kanıttı� diyor Kreuter. İnanışa göre ölümsüz olarak köye dönmeyenler, herhangi bir yerde huzura kavuşmuş oluyorlardı.

Bilim adamları vampir inançlarını bazı egzotik hastalıklarla da ilişkilendirmişlerdi. Delirme anında ortaya çıkan beklenmedik saldırılar, metabolizma bozukluğuyla meydana gelen porfirya hastalığının özel bir türü olabilirdi. Işığa karşı duyarlı olan porfirya hastalarında çok az miktarda hemoglobin ürediğinden yüzleri soluklaşır ve dişetleri kanar.


Tarihte 200 Olay

Yüzyıllar boyu buna benzer sadece 200 olayın yaşandığı hatırlatıyor Kreuter ve porfirya teorisine karşı çıkıyor. Hatta bazı psikologların yorumlarını da mantıklı bulmuyor. Psikologlar, vampir inançlarını seks fantezilerine düşkün erkeklerin, kadınları kanlarının son damlasına kadar sahiplenmek istekleri fakat kendi bedenlerine zarar vermek istemeleriyle açıklıyorlar. Oysa Kreuter incelemeleri sırasında insanların, kadınları ziyaret eden vampirlerin doyurucu bir seks gücüne sahip olduklarına inandıklarını bulmuş.

Vampir Lisanı

Vampir Lisanı
VAMPİR LİSANI - LATİNCE

Role-Play Cümleleri
“ Zafer bizim olucakdir, yaratıcının gücü sizinle olsun”

• Victoria du belum nostrum, potestas creare avec tu

“Ölümü benim elimdendir, kanı da çok lezzetli”

• Mori du mon manus, sangius dulcis

“Kont için savaşır, kont için kazanırız”

• Belum nam duco, nam duco victoria

“Istirate çekiliceğim ben arkadaşım”

• Comitis moi vado torpor

“Güç için savaşırız, güç kanda yatar, kan için savaşırız”

• Belum nam potestas, potestas incendo sangius, belum nam sangius

“Kardeşimin düşmanı benim düşmanımdır”

• Atrox du frater, atrox du moi

“Karanlığın gücü yanında olsun kardeş”

• Potestas calligiato vado aveca tu

“Ocllo karanlık efendilerin diyarıdır”

• Ocllo est domus du dominus calligiato

“Ventrue/Tzimisce/Nosferatu/Setite(vs)'e can vericeksin, teslim ol ölümlü!”

• Affero tu vita a Ventrue/Tzimisce/Nosferatu/Setite(vs), tribuo iletalis

“Büyülerini vampirler icin kulan, o karanlık büyüleri”

• Supernuspotestas nam kindred, nam kindred supernuspotestas calligiato

Tören Sözleri

Vampir yapılırken:

“Senin bedeninde artık ölümlü kanı yokdur, artık vampir kanındansın. Yaratıcının gücü hep yanında olsun, vampirin gücü yanında olsun. Bir süre güçsüz olucaksın, ancak karşılığında çok büyük güçler ediniceksin, ölümsüzlüğün gücü, vampir gücü”

• Tu corpus non sangius iletalis, iam sangius kindred. Potestas creare aveca tu, potestas kindred aveca tu. Aliquot tempus aetre non potestas, quod aveca potestas letalis, potestas kindred

Lord yapılırken:

“Yaratıcıya çok hizmet verdin karanlığın efendisi. Yaratıcının kanı, kanımdan, sana veriyorum. Tekrar iç onu, tekrar. Karanlığın lord'u. Yaratıcının gücü, vampirin gücü büyülerinden eksik olmasın.”

• Servus creare, calligiato dominus. Sangius du creare, nam tu, boire tut. Dominus du calligiato, creare potestas nam tu, kindred potestas nam tu

Yaradılış Destanı

Tibi aetre aeger,modere cervix sangius.Ablocare Caine's potentas posse.Tibi aetra Lamia.

Perque Remembera Caine(Yaradılış):
In Nomeni Caine diye başlar...

Caine Rursusque perperit fratrem euius Abel fuit autem Abel pastor ovium et Caine Agricola.

Caine Doğar:

Factum est autem post multos dies ut offeret Caine de fructibus terrae munera Dominus.

İlk kan dökülür ve Tanrı reddedilir.Sonunda Caine dünyaya hükmetmeye başlar:

Ad Caine vero et ad munera illuis non respexit irastus Que est Caine.


Ve bundan böyle Caine ve oğulları Kanla kurulan kardeşliği yaşatırlar.Kanla hükmederler dünyaya ve ölümlülere.O kan ki savaştır,o savaş ki yaşamdır...



__________________


Lord Caine İçin [Yeni Dünya]
Binyıllarca Caine bu topraklar üzerinde adım attığı sonsuz gecede yürümeyi sürdürmüş . Dünyanın dört bir yanını gezmiş . Arkasında gittiği her yere ölümü taşımış . Inanılmaz gücü sayesinde bazı yerlerde ona tapınmışlar , bazı yerlerde iblis olarak isimlendirilmiş . O da insanların arasından tamamıyle çekilmiş

Insanlık Tarihi birkaç Çağ geçirip yerleşik düzene geçmeye başladığı zamanlarda Caine geri dönmüş . Inanılmaz yalnızlığını giderebilmek için kendine arkadaş , yaver aramaya başlamış . Yaptığı uzun geziler sonunda kendi lanetini geçireceği üç insan bulmuş ve onları da vampire çevirmiş . Bu 2.nesil vampirlerin adı Güzel Zillah , Bilge Enoch ve Güçlü Irad imiş .

Caine ve 3 çocuğu insanlığın arasında gezmeye başlamış ve Ilkşehri (First City) kurmuşlar . Orada insanlar onlara tanrı olarak tapınmış ve rahat çağlar geçirmişler . O zamanlarda 2.nesildeki 3 çocuk da kendi çocuklarını yapmışlar . 3. vampir neslinin nüfusu 13 ‘müş : Malkav , Saulot , Cappadocius , Absimiliard , Arikel , Lasombra , Ventrue , Ennoia , Haqim , Brujah , Set , Ravnos ve Tzimisce
Caine buna izin vermiş ama lanetin daha fazla yayılmasını istememiş ve daha fazla vampir yaratılmasını yasaklamış .

Çağlar geçmiş ve sonra bir anda bütün dünya sular altında kalmış . Nuh’un tufanı First City ‘i yutmuş . Çok zorlu yıllar geçiren vampir nesli tufan geçince tekrar insan arasına katılmış . Ancak 3. nesil 13 çocuk iyice artan güçleriyle artık babalarının yanında kalmak istemiyormuş . Bu yüzden büyük bir anlaşmazlık çıkmış . Caine iki tarafa da savaş yapmamalarını söylemiş ama 2. ve 3. nesil ayrılmış ve Büyük Savaş başlamış . (The Great War)

Kısa bir süre sonra 3. nesil’den 13 çocuk , babalarını (Enoch , Zillah ve Irad) yoketmişler ve Dünyanın Efendileri olduklarını ilan etmişler.Içlerinden bazıları Caine ‘i aramaya çalışmış ve söylenlere göre biri bulmuş . Ancak Caine bu kez kıyamet gününe kadar olmak üzere onları terkettiğini söyleyip kayıplara karışmış ( yaklaşık M.Ö. 3000 )

3.nesil vampirler o zaman için devasa büyüklükte bir şehir kurmuşlar ve buna Ikincişehir demişler (Second City) . Orada 13 yarı-tanrı da ayrı saraylarını yaptırtmışlar ve insanlar onlara tapınmaya başlamış. Bu vampirler inanılmaz güçlere sahip olmalarına rağmen babalarının yanında birer silik gölgeden farksızmışlar . Her yeni nesilde Caine’in kanı biraz daha etkisini yitirerek saflığını kaybediyormuş.



Bir planı vardı Caine’in kendinden sonra 4 nesil boyunca vampir klanları kurulmuştu hepsinin kendine has uzmanlıkları vardı.Caine var olan tüm klanları birbirine düşman etti.Aralarında hayatta kalmayı başaranlara sonsuz hayatı bahşedecekti.Savaş uzun yıllarca sürdü ve Caine’in ortaya çıkma zamanı gelmişti.

3 klan seçti kendine:

Nosferatu – Gizli Olanın Klanı (Absimiliard)

Tzimisce – Biçimdeğiştirenin Klanı (Tzimisce)

Lasombra – Gecenin Klanı (Lasombra)

Bu 3 klan içinde savaş sonrasında hayatta kalmayı başaranların sayısı sandığından azdı.Fakat önemli olan sayı değildi.Bu 3 kanı ve kendi kanını bir araya getirerek tamamen kusursuz bir klan oluşturmaktı amacı.Ve Caine amacına ulaştığında insanlar ve diğer tüm canlılar gerçek kralın kim olduğunu anlıyacaklardı.

Caine her zaman en kusursuz olandı.Fakat dünya değişiyor savaş yöntemleri farklılaşıyordu.Tek başına yeni dünyaya ayak uyduramazdı.Bu yüzden karma bir klan,yeni dünyaya hükmedebilecek bir klan oluşturmaya karar verdi.
İnsanları hipnoz ederek onları ve teknolojisini kendi için kullanıyordu.Yeni klan kusursuz olmalıydı güneşten korkan değil güneşin onlardan korkacağı bir klan olacaktı bu. Nosferatu,Tzimisce,Lasombra klanlarından sağ kalan 18 kişi üzerinde yaptığı deneyler kusursuz işlemekteydi.

Kimisinin vücuduna çeşitli silahlar yerleştirerek tam bir ölüm makinası haline getirdi.

Kimisine Psişik güçler bahşetti.Bu sayede düşünce gücüyle maddeye,kişiye etki edebiliryor,yok edebiliyorlardı.

İçlerinden Psişik güçleri olanlar en üst seviyede olanlardı ne zırh nede silah kullanma ihtiyacı duyuyorlardı.
Caine hep bir yerlerde izlemekteydi.Amacı sırf insanlara hükmetmek olsaydı kendide yapabilirdi fakat dünyada 2 ırk vardı.

İnsanlar ve Kurtadamlar

Deneyleri son aşamasına gelmişti artık Caine her şey bittiğinde yine köşesine çekilecek

Fakat artık sessiz kalmayacaktı.Dünyaya salacağı bu elçiler onun için çalışcaklardı,sadece O’na.Ve yeni klan yeryüzü çıktığında herkes kaçacak delik arayacaktı.

Kurtadamlar: en büyük alternatifleri gün ışığının onlara zarar vermiyordu.Onlar gelişime gerek duymadılar.Caine’den 3.Nesilin çöküşünden beri haber yoktu.Artık savaşa gerek duymuyorlardı sadece vücutlarının ihtiyacı olan besini karşılamak için insan avına çıkıyorlardı.3.nesilden sonra sayılarını korumayı başardılar.Normal zamanlarda görünüş olarak insandan farkları yoktu bu da onlar için bir avantajdı zaten.

Yeni bir ırk doğmuştu Caine'in ellerinde.Yeni güçlere sahiplerdi yeni dünyaya ayak uydurabilmek için değişim şarttı.

Fakat özlerini hiç kaybetmediler savaşları hep kan için oldu,hep zafer için,Lord Caine için!

Artık zamanı gelmişti.Caine’in ordusu her şeyiyle hazırdı.Ne güneş ışığı,ne dolunay zamanı ortaya çıkan kendine kurtadam diyen varlıklar onları durdurabilecekti.Dünya büyük bir kaosun içine girecek herkes görecek hükümdarı tanıyacak.Ve klan daha da büyüyecek yetenekleri gelişecek ve en önemlisi gelişen nesilin damarlarında Caine’in kanı,yeteneği,bilgeliği her zaman olacak.Kurtadamlara yıllardır süren bu savaş aslında şimdi başlamıştı.Ve sen yabancı bu yazıyı okuduğunda gücümüzün sonsuzluğu senide cezbetmiş olmalı fark edebiliyorum.

[Resim: akasha4byroseonyxisee7.jpg]


Fritz Haarmann (1879-1925)
Fritz Haarmann, 1879 yılında Almanya'da doğmuştur. Kendisi zamanın modern vampiri olarak düşünülür. Küçüklüğünü babasının korkusuyla yaşayan Fritz Haarmann, genç bir adamken kısa bir süre için orduya katıldı. Fazla zaman geçmeden çocuk tacizi nedeniyle hüküm giymesi nedeniyle İsviçre'ye kaçtı. Sokaklarda hayatını geçiriyordu ve sokak hayvanlarını öldürmek en büyük eğlencesi haline gelmişti. I. Dünya Savaşı'ndan sonra polis ekiplerine katıldı ve casusluk yaptı.

Haarman homoseksüeldi. Sokakta gördüğü genç erkekleri evine davet edip iliskiye girdikten sonra öldürüyordu. 1919 yılında yasal olmayan seks yapmasından dolayı dokuz ay cezaevinde yattı. Süresi dolup çıktığında Hans Grans ile tanıştı. Hans Grans, Haarmann'ın hem sevgilisi, hem de "cinayet partneri" olmuştu. 1920'lerde işlediği cinayetler korkunç hal aldı. Artık kurbanların boyunlarını ısırıp kanlarını içiyordu.

1924 yılında polis Haarmann'ın cinayet artıklarına rastlamaya başladı. Çocukları kaybolan bir kaç aile de polise ifade verdikten sonra, artık Haarmann'ın bu işle ilgisi olduğunu anlamışlardı. Haarmann tutuklandıktan sonra evini araştıran polis yirmiyi aşkın insan cesedi artıklarıyla karşılaştılar. Bunların üzerine Haarmann suçunu itiraf ederek Hans Grans'ı da ele verdi.

24 cinayetten suçlanmış olsa bile, sayının 50 kadar olduğu düşünülmekte. İnsan eti yemekte dahil aklınıza gelebilecek herşeyi yapmıştı. Bir zamanlar kasap olarak çalıştığından dolayı bazı müşterilere haberleri olmadan insan eti sattığını da itiraf etti. 15 Nisan 1925'de mahkemesinden sonra Fritz Haarmann'ın kafası kesilerek öldürülmesine karar verildi. Beyni incelenmek üzere Gottingen Üniversitesi'ne gönderilmiştir



[Resim: 1vampirels3.jpg]




[Resim: 1vampirebyphillyjemga6.jpg]

Vampire's
Vampir Nedir ?

Genel anlamıyla vampir terimi, hayatını sürdürmek için insanların kanını emen insanımsı varlıkları tanımlamak için kullanılır.İnsanın kanını tamamen emen bir vampir, onun ölümüne yol açabilir. Ancak, vampir kanını içtiği kimseye kendi kanından da içirecek olursa, kurbanı da bir vampire dönüşür. Bu, 1-2 haftalık bir transformasyon sürecidir ve süreç sonunda kanı kullanmayı öğrenmiş olarak kendisini seçen vampirin ait olduğu klana katılır.Vampirleri güçleri, kanlarındadır. Bir başka vampirin kanını içen bir vampir, onun güçlerine sahip olabilir; bu yüzden, hiçbir vampir bir diğerine tamamen güvenemez.






Arnold Paul: 1700 yılında Medvegia'da doğmuştur. 1727 yılında genç bir asker olan Arnold Paul, Belgrad civarındaki kasabasına geri döner ve askerliği boyunca biriktirdiği parayla bir ev alıp evlenir. Arnold'un üzerinden asla atamadığı melankoninin sebebini uzun bir süre boyunca merak eden karısına Arnold en sonunda gerçeği açıklar ve askerliği sırasında uzak bir kasabada boynunu ısıran ve kanını emmeye çalışan bir vampirle mücadele etmek zorunda kaldığını söyler. Vampiri mezarına kadar takip edip onu öldürmeyi başardığını, ve bir vampire dönüşmemek için söylentilerden öğrendiği gibi vampirin mezar toprağından yediğini, kanından içtiğini ve yaralarını vampir kanıyla yıkadığını itiraf eder.
Bu itiraftan sadece birkaç gün sonra, Arnold oldukça yüksek bir saman yükünün tepesinden düşer ve 3 gün sonra can verir. Gömülmesinden bir ay sonra köy halkı, Arnold'un geceleri dolaşırken görüldüğünü söylemeye başlar. Onunla direkt temasa geçen kişilerse birkaç gün geçmeden ölürler. Birkaç gece saldırısının ardından, konu yetkililere iletilir. Arnold'un mezarı açıldığında bedeninin hiç bozulmadığı ve dudağının kenarlarında taze kan kalıntıları bulunduğu görülür. Arnold'un kalbine bir kazık saplanır ve Arnold yüksek sesle haykırır; bunun üzerine bedeni yakılır. Aynı işlem, Arnold'un saldırısı sonucu öldüğü söylenen kişilerin bedenlerine de uygulanır.
Olaydan beş sene sonra, 1731 yılında, aynı bölgede gece saldırıları tekrar başgösterir. 3 ay işçinde 17 kişi saldırıya uğrar. Yetkililer tarafından ifadeler doğrultusunda açılan bir takım mezarlarda vampirlere rastlanır. Bu yeni vampirler de yakıldıktan sonra, bölge tekrar huzura kavuşur. Bu olay hakkında aralarında askeri doktorlar ve yöneticilerin de bulunduğu tanıkların verdiği ifadeler, bir takım dosyalarda hala saklanmaktadır.

Peter Plogoyowitz: Kisolova adındaki bir Macaristan kasabasında yaşayan Peter Plogoyowitz, ölümünden 3 gün sonra geceyarısı kasaba sokaklarında yürürken görülür. Zaman içinde Peter, insanlara saldırmaya ve 24 saat içinde ölmelerine neden olmaya başlar. Bu olaylar üzerine yetkililere başvuran kasaba halkı, Peter'in cesedinin incelenmesi için gereken izni alır ve mezarı açarlar. Peter'in cesedinin bozulmamış bir halde olduğunu gören halk, kalbine bir kazık saplar ve taze kanın her yere fışkırmasını hayret ve korkuyla izler. Peter'in bedeni yakıldıktan sonra, kasabadaki kabus biter.

Vampir Klanları - Kurucuları ve Klanların Tarihçesi

3.nesilden her vampir kendi hayat felsefesinin ve güçlerinin belirlediği birer klan kurmuştur.Klanların isimleri ve kurucuları şöyle :

Ventrue – Kraliyet Klanı (Ventrue)
Gangrel – Hayvanın Klanı (Ennoia)
Malkavian – Ay’ın Klanı (Malkav)
Nosferatu – Gizli Olanın Klanı (Absimiliard)
Ravnos – Gezenin Klanı (Ravnos)
Toreador – Gülün Klanı (Arikel)
Lasombra – Gecenin Klanı (Lasombra)
Tzimisce – Biçimdeğiştirenin Klanı (Tzimisce)
Setites – Yılanın Klanı (Set)
Cappadocian – Ölümün Klanı (Cappadocius)
Saulot – Iyileştirenin Klanı (Saulot)
Assamite – Av’ın Klanı (Haqim)
Brujah – Öğrenmiş Klan (Brujah)



[Resim: 1i8jb5.jpg]

Vampir Klanlarının Tarihi
Vampir klanları, dünyanın dört bir yanına dağılmaya başlar.Ancak,oluşan her yeni vampir jenerasyonu,bir öncekine göre daha güçsüz olur.Zaman içinde,klanlar arasında güç rekabeti ve savaşlar başgösterir;ve günümüzde hala devam eden bir vampir cihadı başlamış olur.
Ortaçağın ilk yıllarında kendilerini iyiden iyiye açığa vuran vampirlerin nüfusu tedirgin edici boyutlara ulaşır.Halkın bu konudaki fısıltıları kiliseye kadar ulaşır.Oluşturulan gizli örgütler vampirlere karşı büyük bir savaş açar.Vampirlerin en zayıfı dahi insanların en güçlüsünden kat kat daha güçlü olmasına rağmen sayıca üstün olan ve gündüzleri de savaşabilen insanlar,birçok vampiri ortadan kaldırır.
Yaşlı vampirler tarafından "kurban edilecek koyun" gözüyle bakılan genç vampirler,büyük bir ayaklanma çıkarırlar.Doğu Almanya'da bir grup genç vampir,yaşlı vampirlerin kendilerini kontrol etmesini sağlayan büyüyü kırmanın bir yolunu keşfeder.İnsanlar ve iç çatışmalar sebebiyle darbe üzerine darbe yiyen vampir ırkının soyu tehlikeye girer.
Bunun üzerine 15.yüzyılda,tüm klanların temsilcilerinin katılacağı bir toplantı düzenlenir.13 klanın 7'sinin katıldığı bu toplantıda,Camarilla adı verilen bir birlik kurulur.Sayısal üstünlüğe sahip olan Camarilla birliği içsel ayaklanmaları kolaylıkla bastırır. Camarilla, 6 temel kanunu kabul eder..
Gerçek yüzlerini saklayarak insanlar arasında yaşama kararı alan Camarilla,insanların birkaç kuşak sonrasında vampirlerin sadece efsane olduklarına inanmalarını ummaktaydı.Camarilla'ya katılmayan vampir klanları ise yeraltına sürülmüştür(bu klanlar, daha sonra Sabbath adındaki bir diğer birliği oluşturacaktır).Alınan kararlardan sonra cihad devam etmiş,ancak mücadeleler meydan savaşı olmaktan çıkıp gece baskınlarına dönüşmüştür.Bu ölümcül cihad,zaman değiştikçe form ve method değişikliklerine uğramış olmakla birlikte,günümüzde hala sürmektedir.Vampirler arasında anlatılan efsaneler,Gehenna adındaki bir geceden bahseder.Bu gecede,Antediluvians adıyla anılan ve Caine'in ilk torunları olan ve inanılmaz derecede büyük güçlere sahip 13 vampir gizli barınaklarından dışarı çıkacak ve kendilerinden daha genç olan bütün vampirleri ortadan kaldıracaktır.Bu gece,aynı zamanda bilinen dünyanın sonu olacaktır.Gehenna'yı durdurmaya çalışan vampirler olduğu gibi,onu fanatik derecede destekleyen vampirler de mevcuttur.

Vampir Birlikleri ve Klanları

Camarilla Birliği

Camarilla, Caine'in ilkelerini sürdürmeyi ve vampirleri insan saldırılarından korumayı amaçlayan bir birliktir.İnsanlar arasında yaşar ve belli sınırlar çerçevesinde kalarak büyük bir dikkatle beslenirler.Camarilla, 7 klandan oluşur:
Brujah: Brujah klanı,genel olarak asi ruhlu vampirlerden oluşur.Brujahlar,sosyal değişime kolaylıkla ayak uydururlar ve içlerinde Camarilla birliğine ait en güçlü vampirlerden bazıları yer alır.Birçok diğer vampir, Brujah'lardan "Punk'çı kanun kaçakları" diye bahseder.
Gangrel:Tüm vampirler arasında,içgüdülerine ve doğalarına en bağlı klandır.Doğa içinde yaşamayı şehirde yaşamaya tercih ederler.Nasıl ve neden olduğu bilinmesede,Gangrel klanına kurtadamlar ve kurtlar dokunmamaktadır.Şekil değiştirme konusunda özel yeteneklere sahip olan klanın üyeleri,yarasa veya kurda kolayca dönüşebilirler.Klan,son zamanlarda başlarına gelen (ve ne olduğu tam oalrak bilinemeyen) kötü bir olay yüzünden,Camarilla'dan uzaklaşmıştır.
Malkavian: Diğer vampirlere dahi korku salan bir klandır.Malkavian'ların hemen hepsi "deli" diye tanımlanabilecek derecede davranış bozukluğu sergiler.Ne zaman ne yapacakları belli olmadığı ve tepkilerinin ne anlama geldiği asla tam olarak anlaşılamadığı için diğer vampirler Malkavian'lara dikkatle yaklaşır.
Nosferatu: Dış görünüşlerinin çirkinlikleriyle ün salmış bir klandır.Köpek dişleri yerine ön iki dişinin uzun olmasıyla ve kel kafalarıyla tanınırlar.Nosferatu'lar görünüşleri sebebiyle gizlenme ihtiyacı içindedirler.Diğer vampirler, mecbur kalmadıkça Nosferatu'larla iletişim kurmazlar.
Toreador:"Sanatçı vampirler" diye tanımlanırlar.Son derece kibar ve naziktirler.Oldukça zeki olan Toreador klanı üyelerinin her hareketinde tutku gizlidir.
Tremere: Büyü konusunda uzmanlaşmış olan klandır.Ritüeller ve büyüler aracılığıyla kanın diğer vampirlerce çok az bilinen birçok gücünü ortaya çıkarabilirler. Tremere klanının neler yapabileceğini bilenler,onlardan uzak durmaya özen gösterir.
Ventrue: Ventrue klanı, onurlu ve kibar olmasıyla ün yapmıştır.En eski zamanlardan beri liderlik duygularıyla hareket eden klan,vampirlerin geleceğini şekillendirebilmek için çalışır.Eski zamanlarda Ventrue üyeleri soylular ve prensler gibi güçlü kişiler arasından seçilirdi.Günümüzde soylu bir servete sahip olan klan,Camarilla'nın düzenini ve devamlılığını sağlayan anahtar güçtür.

Sabbat Birliği


Camarilla'ya isyan eden ve yeraltına sürülen vampir klanlarının oluşturduğu birliktir.Amacı, tüm vampirleri Camarilla'nın sınırlandırmalarından çıkarıp dünya üzerinde tamamen özgür olmalarını sağlamaktır.Sabbat metinleri vampirlerin beslenme zincirinin en üstünde yer aldığını,bu yüzden insanlardan saklanmak yerine onları yönetmeleri gerektiğini söyler.Sabbat,bağımsız birçok sempatizanı olmasına karşın,2 klandan oluşur:
Lasombra:Sabbat'ın kalbi diye nitelenir,zevk düşkünlüğüyle tanınır.İnsanlara tamamen sırt çevirmek yerine,onların ölümlülük ve zayıflıklarını kendi zevkleri için kullanırlar.Ölümsüz olmanın tadını sonuna kadar yaşamayı amaçlayan bir hayat tarzları vardır.Klan,karanlık güçler üzerinde hakimiyet sahibidir.
Tzimisce:Sabbat'ın ruhu diye nitelenir,vahşetiyle tanınır.İnsan ve vampir bedenleri üzerinde birçok korkunç deney yaparlar.Bünyesinde birçok büyücü barındıran klan,et ve kemik üzerinde hakimiyet sahibidir.13 Antediluvian arasında yer alan yaratıcılarının yakında uyanacağına dair söylentiler vardır.

Bağımsız Klanlar

Herhangi bir gruba dahil olmayı reddeden vampirler mevcuttur."Anarchs" diye tanınan ve pek fazla sorun çıkartmaran bir grup genç vampir vardır. "Inconnu" diye tanınan ve tarih öncesinden kalan bir grup vampir ise,güç oyunlarından uzak durup kendi içlerine dönmüş ve kendilerini potansiyellerini ortaya çıkarıp aydınlanmayı yaşamaya adamıştır

4 klan ise, büyük cihad içerisindeki yerlerini zaman zaman değiştirirler ve "Neutral" diye tanımlanırlar. Bu klanlar;
Assamite: Kökenleri doğu çölleri olan ölümcül Assamite klanı,katillik hünerlerini doğru fiyatı ödeyebilen herhangi biri için sergileyebilir.
Setite: En güvenilmez klan olma özelliğini taşır.Karanlık bir takım güçlere sahiptirler ve Caine'in kurmuş olduğu ilk şehri kendilerinin yıkmış olduğunu söylerler.
Giovanni: Saygı duyulan ve güvenilen bir klandır.Kökleri Rönesans öncesi tüccar prenslere dayanır.Hala Venice bölgesinde yaşar ve sırlarını çok iyi saklarlar.
Ravnos: Kara mizahın vampirler arasındaki temsilcileri diye nitelendirilirler.Kökenleri çingenelere ve hırsızlara dayanır.Bir süre önce 13 Antediluvian arasında yer alan yaratıcıları uyanmış (veya uyandırılmış) ve kan ihtiyacı içinde birçok Ravnos'u kanlarını içerek ortadan kaldırmıştır.Geriye kalanlar Camarilla'ya katılmayı düşünmektedir; Camarilla, Gangrel'in yerini alabilmeleri açısından olaya sıcak bakmaktadır.


Ve sen yabancı
bu yazıyı okuduğunda gücümüzün sonsuzluğu
senide cezbetmiş olmalı
fark edebiliyorum.

Kurt Adamlar - Kurt Adam Resimleri

Kurtadamlık yamyamlıkla yakından iliskilidir. Bir kurtadamın bir gecelik aktivitesi kurbanlarını avlanmak, oldurmek ve yemektir. Cogu kaynak tek amaclarının kuzu gibi hayvanlarının butun surulerini oldurup yemek oldugunu belirtir. Her ne kadar yemekte ayrım yapmasalar bile cocuk eti gibi genc ve taze etleri tercih ederler. Insanlarin dogasinda oldurme ve hayat alma durtusu vardir. Aci cekerken seyretmekten hoslanma, zarar verme ve iskence etme egilimi her tur insanda bulunur. Bu kana susamislik ve yamyamlik ''akil hastaligi'' olarak degerlendirilirken aslinda tam da Kurtadamlik katagorisine dusmektedir. Beyindeki sorunlar o kisinin halusilasyon gormesine ve iradesinin azalmasina sebebiyet verir.

 



Kurt adam inancının kaynağı

Kurda ya da başka bir yırtıcı hayvana dönüşen insanların öykülerine birçok ülkede rastlanır. Kurt olmayan bölgelerde (kurt, yalnızca kuzey yarımkürede yaşar) dönüşülen hayvan, o yörenin başka bir yırtıcı hayvanı olmaktadır. İnsanlığın tarihine bir bakıldığında, biçim değiştirip başka bir yaratığın şekline bürünme yeteneği, şeytani bir eylem olarak değerlendirilmiştir. Mesela Ortaçağ'ın karanlık Avrupa'sında cadıların istedikleri bir hayvana dönüşebileceğine inanılmakta idi.
Bir ayraç açıp şunu da söyleyelim: Biçim değiştirip başka bir varlığın şekline bürünme düşüncesi Eski Türkler'de de vardı. Eski Türkler, bu eylemi ''kabulma'', ''türlenme'', ''donuna girme'', ''giyimini giyme'', ''bürünme'', ''silkinme'' gibi deyimlerle tanımlarlardı. Yalnız, Türkler'deki biçim değiştirme ile ilgili inançlar, öteki kültürlerde olduğu gibi şeytan ve şeytanilikle bağlantılı olmayıp, dini ve mistik bir mahiyettedir. Mesela, Yakut Türkleri'nde leylek donuna girip uçan bir atadan söz açılır ve aynı düşünce Göktürkler'le ilgili bir efsanede de vardır. Bir Anadolu halk öyküsü ise şöyledir: ''...Hacı Bektaş Veli, bir güvercin donuna girip Anadolu'ya geldi. Bunu gören Anadolu dervişlerinden Tuğrul Baba, bir doğan donuna girdi ve Hacı Bektaş'ı yakalamak istedi. Ancak, Hacı Bektaş Veli silkindi ve yine insan olup, Tuğrul Baba'yı boğazından tuttu. Sonunda Tuğrul Baba, Hacı Bektaş'a biat etti...'' Zaten kurt, başka kültürlerde genellikle uğursuz ve kötü olarak değerlendirilir. Türk kültüründe ise kutlu bir hayvandır.
Dolunaylı gecelerde kurda ya da yarı kurt yarı insan bir yaratığa dönüşen kişilerin kurt adam olarak adlandırılıp efsaneleşmesi Ortaçağ Avrupası'nda Transilvanya bölgesinde gerçekleşmiştir. Zaten Transilvanya kurt adam, vampir, hortlak, hayalet gibi boş inançların kaynağı durumunda olan bir yerdir. Bunu, zamanın bölge halkının cehaletine ve yöneticilerin zalim davranışlarına bağlayabiliriz. Unutmayalım ki, vampir Drakula efsanesinin çıkış yeri de Transilvanya'dır. Ve Drakula gerçekten yaşamış bir kişidir. Asıl adı Vlad Drakul olan bu adam şimdiki Romanya topraklarında hüküm süren küçük ama zalim bir hükümdar idi. İşi gücü savunmasız Müslüman Türk köylerine saldırıp savunmasız insanları öldürmekti. Tarih kayıtlarına göre yakaladıklarını kazığa oturtur, diri diri ateşte kızartır, yüreklerini yer, kanlarını içerdi. Fatih Sultan Mehmed Han çağında yaşayan bu adam Türkler'e saldırıyordu, ama yalnızca savunmasız olanlarına. Hiçbir zaman Türk ordusunun karşısına çıkma cesaretini gösteremedi. Sürekli olarak Türk ordusundan kaçtı. Ama sonunda Türk akıncıları onu kıskıvrak ele geçirdiler ve layık olduğu karşılığı, Türk akıncılarının elinden buldu ! Ve sonra şahsiyeti üzerine bir Vampir Drakula efsanesi ortaya çıktı.
Kurt adam efsanelerinin Ortaçağ Avrupası'na dayanmasına karşın, kökenleri daha eskilere gider. MÖ 5.yy.da yaşamış Eski Yunanlı tarihçi Heredot, Karadeniz kıyısında yaşayan kimi toplulukların büyücülerinin, yılın bazı günlerinde kurda dönüştüklerinden söz eder. Yunan mitolojisinde de kurda dönüşme inancı vardır. Yunan mitolojisine göre birgün ilah Jupiter, Arkadya kıralı Lycaon'a kızarak onu kurda çevirir ve Lycaon da sonsuza dek kurt kalıp çevresini dehşete düşürür. Roma çağında ise Vergilius, Plinius, Propertius, Servius ve Petronius, kurt adamlarla ilgili öyküler yazmışlardır. Petronius, ''Satyricon'' adlı yapıtında tüm ayrıntılarıyla klasik bir kurt adam öyküsü anlatmaktadır.
Ortaçağ'ın karanlık Avrupası'nda kurt adam, büyücü, vampir ya da cadı olduğu ileri sürülerek birçok masum insan yakılarak öldürüldü. Aslında bu insanlar cadı, vampir gibi şeytani bir yaratık değillerdi. Olaylar incelendiğinde öldürülen kişilerin akıl hastası ya da fizik özürlü kimseler olduğu anlaşılmaktadır. Ama Engizisyon mahkemeleri, akıl hastaları ile fizik ya da zihin özürlü kimseleri de Tanrı'nın yarattığını düşünemeyecek ölçüde cehalete gömülmüştü. Asıl şeytan, Engizisyon ve çağın yöneticileri idi. Engizisyon ve devrin yöneticileri, kendi sömürü düzenlerini yaşatmak ve halkı baskı altında tutup daha çok vergi toplamak için cadıdır, büyücüdür bahanesiyle başta kendilerine karşı çıkanlar olmak üzere birçok günahsız kişiyi katlettiler.

 

 

 

 

 


Bilim Açısından Vampirlik

California Devlet Üniversitesi araştırmacılarından kimya profesörü Wayne Tikkanen’in yaptığı araştırmaya göre vampirliğin asıl sebebinin Porfiria hastalığı olduğu tespit edilmiştir. 1700’lü yıllarda hastalık hakkında bilgisi olmayan Avrupalılar, hastaları vampir olarak niteleyerek lanetlemekteydiler. Bir çeşit kan zehirlenmesi olan Porfirya hastalığının ilerlemesiyle derinin kızılötesi ışınlara karşı zayıfladığı ve bu nedenle karardığını açıklayan Tikkanen, “Hastada anormal kıllanma görülür. Dudaklar kuruyup çekildiği için dişler ortaya çıkar. Hasta çok acı çeker. Sonunda çıldırır.” diyerek hastalığı açıklamıştır. Bu hastaların derilerinin hassaslığı nedeniyle sadece geceleri çıkabildiklerini ve tedavi amacıylada hayvan kanı içtiklerini belirten Tikkanen “Hikayelerde vampirlerin neden gece dışarı çıkıp kan içtiklerinin yanıtı işte bu.” demiştir.

[Resim: 120px-Bram_Stoker.jpg]

Ancak diğer bilimsel kaynaklar, porfiria hastalığının vampir efsanesini doğuruğu iddiasına şüpheyle yaklaşmaktadır. Porfiria hastalığı ve vampirlik Türkçe

Hastalıkla anlatılan efsaneler arasındaki bazı uyuşmazlıklar vardır. Öncelikle portifia'nın bir çok çeşidi bulunmaktadır va bunlardan sadece en az rastlananı deri bozukluklarına yol açmaktadır. Ki bu bozukluklar sadece diş etinin çekilmesi değildir,yüz derisinde çatlamalar, burnun veya parmakların düşmesi gibi belirtiler de vardır. Orta çağda mezarlıklarından çıkarılan kişilerin bu kadar aşırı görüntü bozukluklarına sahip olduklarından bahsedilmemiştir. Ayrıca bu güne kadar kayıtlı olan 200 hastalık vakası vardır, ki bu da kocaman bir mite yol açabilecek büyüklükte değildir.

Vampirlerin gün ışığına çıkamadıkları ilk defa roman yazarları tarafından söylenmiştir. Oysa 18 ve 19 yy. vampirlerine gündüzleri de rastlandığına dair söylentiler vardır. Ayrıca Drakula her ne kadar bembeyaz bir cilde sahipse de, balkanlarda "al yanaklı" tasvir edilen vampir efsaneleri vardır. Queen Of The Damned filmindeki Atasha esmerdir.

İnsan vücudu, sindirim sistemine giren her besini en küçük yapı taşına ayırıp, bundan kendi moleküllerini yapar.Portifia hastalarının ihtiyaç duyulan o karmaşık molekülü kan içerek sağlayamaz. Ayrıca sarmısakta portifinın etkilerini arttıracak maddelerin varlığı kesin olarak kanıtlanamamıştır.

Orta çağda daha yaygın olan bir hastalığın daha bu inanışların kaynağı olabileceği düşünülmektedir. Bu hastalıkta kişi uzun bir süreliğine bayılır. Bilinci yerindedir ancak vücudunu kontrol edememektedir. Bir süre sonra hasta, büyük ihtimalle bir tabutta, ayılır/uyanır. Bu hastalık nadir de olsa günümüzde de görülmektedir. Discovery Channel'da bir kadın, üç defa morga da uyandığını anlatmıştır.

Belki de bu mitin açıklamasını bu kadar uzakta aramaya gerek yoktur. Anahtarın efsanelerin ana kahramanları ölüler olma olasılığı da vardır.Ölülerin cildi zaten daha soluk olur. Basınçtan dolayı genelde ağzın kenarlarında patlayan damarlar, insanlara ölünün kan emdiği izlenimini verir. Ölümden sonra saçlar ve tırnaklar uzamaya bir süre daha devam eder, bu da kişinin hala yaşıyor sanılmasına neden olur.

Cadılar Bayramı (Halloween) - Cadı Resimleri

[Resim: halloween.jpg]

Cadılar Bayramı...

Kelimenin orijinali aslen Katolik Kilisesine dayanmaktadır. “kendini tanrıya adamıs olanların günü” nün biraz değiştirilmiştir biçimden köken alır. 1 kasım yani “tüm azizler” ya da “kendini tanrıya adamış olanlar günü” katoliklerin azizleri hatırlamak ve onurlandırmak adına kutladıkları gündür. Ancak m.ö. 5.yy da Seltik(?) adalarında yaz resmen 31 ekimde sona erdiği için bu gün Samhain (sow-en) yani Seltik yeni yılı olarak kutlanmıştır. Bu günle ilgili efsanelerden biri der ki; tam olarak bu gün, bir yıl once ölmüş olan tüm insanların ruhları bir sonraki yıl için canlı vücutlar ele geçirmek üzere dünyaya geleceklerdir. Bu onların ebedi yaşama kavuşmalaraı için tek şanslarıdır. Seltik halkı ayrıca bu zamanda tüm uzay ve zaman kavramlarının durduğuna böylece ruhların dünyaya rahatça girebildiklerine inanırlardı. Doğal olarak dünyada yaşamını sürdürenler ruhlarının ele geçirilmesini istememektedir. Bu yüzden 31 ekim gecesi herkes evlerini soğuk ve ruhlar için tamamen itici kılmak adına evlerindeki ateşi söndürür. Daha sonra tüm kasaba halkı hayalet vb. kostümler giyerek en vahşi hallerini takınır ve mahallede gürültülü geçit törenlerine katılırarak; ele geçirecek vücutlar arayan ruhları korkutup kasabadan uzaklaştırırlar. Ancak tüm Seltik halkının evlerindeki ateşleri söndürmelerinin, ruhları kovmak dışında daha olası bir açıklaması daha vardır. Tüm ateşlerin sönmesiyle tüm Seltik kabileleri ateşlerini ortak bir kaynaktan temin edebileceklerdir; Orta İrlanda Usinach’ta yanan Druidik Ateşi’nden… Bazıları Seltik halkının ruhlara derslerini vermek amacıyla,; ele geçirdiklerini düşündükleri insanları kazığa bağlayıp yaktıkları hikayesini anlatırken, diğerleri bunun yalnızca bir efsaneden ibaret olduğunu savunur. Romalılar ise Seltiklerin bu davranışlarını taklit ederek , onların kendilerine ait olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak m.s. 1yy’da Romalılar Samhain’i aynı zamana denk gelen Romalı meyve ve ağaçların tanrıçası Ponoma’nn kutlamalrı gibi bazı kendi kutlamalarıyla harmanlamışlardır. Ponoma’nın sembolü elmadır; ki bu da cadılar bayramında elma için aniden ortaya çıkma geleneğimizin kökeni olarak kabul edilebilir. Bu gelenekler ve davranış şeklilleri de zamanla bazı değişimler geçirmiş ve daha ayinsel bir tarza sahip olmuşlardır. Canlı vücutları esir alan ruh inancı giderek azaldıkça; hobgoblin,hayalet ve cadı kostümlerine bürünüp kutlamalara katılmak birer gelenek haline gelmiştir. Cadılar bayramı geleneği ise Amerika’ya 1840’larda patates kıtlığından kaçan göçmen İrlandalılar tarafından getirilmiştir. Bu sıralarda Yeni İngiltere’de son moda bahçedeki çitleri yerlerinden sökmek ve kulübeleri ters çevirmek gibi bazı eşek şakalarıdır. “Kandır ve al” geleneğinin ise İrlandalı Seltiklere değil 9.yyda Avrupa’da yaygınlaşmış “ruhçuluk” adında bir gelenekten köken aldığına inanılır. 2 kasım “tüm ölü ruhlar” gününde yeni Hristiyanlar kasaba kasaba dolaşarak çaldıkları kapılardan ekmekten yapılmış “ruh kekleri” dilenirler. Ne kadar çok toplayabilirlerse ölü ruhlar için ettikleri o kadar çok dua kabul olacaktır. Yine bu zamanlarda ölen kişilerin ruhlarının bir sure daha dünyada dolaştığına inanılırdı. Toplanan keklerle kabul olan bu dualar da dünyada dolaşan ruhların cennete geçişini garantileyecekti.. “Jacko feneri” geleneği de büyük ihtimalle İrlanda halk masallarına dayanır. Masal adından da anlaşılacağı gibi Jack adında içkisi ve kurnazcılığıyla ün yapmış hatta şeytanı bir ağaca tırmanmaya zorladığına inanılan bu adamdan bahsetmektedir. Jack daha sonra şeytanın tırmandığı agaca bir hac işareti kazımış ve şeytanı ağaca hapsetmiştir. Şeytanla yaptığı anlaşmaya göre de şeytanı ancak bir koşulda serbest bırakacaktır; bundan sonra jack’i herhangi bir şey yapmaya dürtmeyecektir!!! Bu halk masalına göre jack öldükten sonra şeytani davranışları yüzünden kendisine cennetin kapıları kapatılmıştır ancak şeytanı tuzağa düşürdüğü için cehenneme de alınmamıştır. Bu duruma karşılık öbür dünyanın zifiri karanlığında yolunu bulabilmesi için şeytan Jack’e şeffaf bir camekana kapatılmış bir alev verir. Irlandalılar da aslında bu değişik biçimli camekanları “jack fenerleri” olarak kullanmaktadırlar. Ancak irlanda göçmenleri Amerikaya ulaştıkları zaman balkabaklarından daha güzel fenerler yapılabildiğini fark etmişler ve bunlara “jack fenerleri” adını vermişlerdir. Sonuç olarak bazı örgütler cadılar bayramını favori “tatilleri” seçmiş olmalarına rağmen bu gün şeytani öğretilerden doğmamıştır. Seltiklerin yeniyıl ayinlerinden ve ortaçağlı avrupalıların dua seremonilerinden doğmuştur. Günümüzde ise halen pek çok kilise çocuklar için cadılar bayramı kutlamaları düzenler ve her yıl balkabakları oyulup içlerine ışık kaynakları yerleştirilir. Sonuçta gün sadece onu gerçekten şeytanlaştırmak isteyen için şeytanidir öyle değil mi? En korkunç cadılar bayramı dilekleriyle!!!!!!!!!

[Resim: bruxas71qg0.gif]

Hallowen eski bir Kelt geleneğidir. Ürünlerinin hasadını yapan çiftçiler ürüne ve ölülere şükran sunarlar. Ölüler ise siyah bir kedi biçiminde yaşama dönerler ve ele geçirecek bir ruh ararlar. Köylüler korkutucu giysiler giyer ya da korkutucu bir görüntüye bürünürlürse siyah kedinin korkup kaçacağına inanırlar. Bu Kelt geleneği, Hıristiyanlıkla birleşmiş ve Azizler Günü ile içiçe geçmiştir. Hıristiyanlık inancında hemen hemen her gün bir azize ya da azizeye adanmıştır. Bu sebeple günleri olmayan azizler için Azizler Günü ilan edilmiştir. Bu gün Cadılar Günü'ne denk gelmektedir. (Cadılar Bayramı, İngilizce'de "Hallowen Day" olarak geçer. "hallow" eski dilde kutsal anlamına gelmektedir.) Ama daha sonradan bugünün sadece Azizler için değil ölen tüm Hıristiyanlar için anılmasına karar verilmiş ve inançlı Hıristiyanlar bugünde komşu kapılarını çalarak ölülerin ruhu için çörek istemeye başlamışlardır.
Hıristiyanlıkla birleşen bu Kelt geleneği İrlandalı ve İskoç göçmenlerle Yeni Dünya'ya taşınmıştır. "Ruhları ele geçirmeye çalışan siyah kedi" miti ise çok geçmeden gelenekle ilgili olsun olmasın bir çok korku öğesini de bu geleneğe geçirmiştir. Cadılar ve vampirler bu korku öğelerinin başında gelir.
Cadılar, tüm Ortaçağ Avrupası'nın "temel korku efekti" gibidir. Vampirler ise gecikmeli olarak ancak 18. yüzyılda Avrupa korku dünyasına girebilmişlerdir. Tıpkı Neil Jordan'ın "Vampirle Görüşme" filminde olduğu gibi Fransa vampirli korkuların merkezi olmuştur. Hatta 18. yüzyılda başlayan vampir avına Fransız hükümeti bile karışmıştır.
Cadılar Bayramı'nda cadı ya da vampir kostümleri giymek artık bir gelenek haline gelmiştir. Tabii bu kurmaca korku, bir çok batıl inancı da beslemiştir. Cadılar Bayramı'nda gece giysileri tersinden giyip sokağa çıkanların mutlaka bir cadı ile karşılaşacağı da bu batıl inançlardan biridir.
Cadılar Bayramı artık bir eğlencedir. Ne ruhları ele geçiren kediler ne de anılan azizler kalmıştır. Tarih tarihe devrilmiş, gelenek geleneği devir almıştır. Geride ise bugün, keyifli bir eğlence kalmıştır. Korkuyla eğlenmek, eğlenmekten korkmaktan daha yeğdir.

 Cadılar Bayramı

[Resim: 180px-Jack-o%27-Lantern_2003-10-31.jpg]

Cadılar Bayramı Balkabağı

Cadılar Bayramı 31 Ekim'de kutlanan, çoğunlukla çocukların kostüm giyerek kapı kapı dolaşıp şeker, meyve ve diğer hediyeler aldığı bayramdır. Bu klasik anlayışın yanı sıra; birçok değişik Cadılar Bayramı aktiviteleri de vardır. Kostüm partileri, korku filmleri izlemek, "perili" evlere gitmek, ve diğer sonbahar aktiviteleri gibi.
Cadılar Bayramı, bir Pagan festivali olarak İngiltere'de İrlandalılar, İskoçlar ve GallilerKuzey Amerika'ya da göçenler tarafından devam etmiştir. tarafından kutlanılmaya başlanmış; 19'uncu yüzyılda bu gelenek
Batı Dünyası; 20'inci yüzyılda Cadılar Bayramı'nı bir Amerikan popüler kültürü olarak tanımıştır.
Cadılar Bayramı genelde birçok Batı Dünyası ülkesinde kutlanır. Ancak popülaritesi Avustralya, Yeni Zellenda ve Filipinler gibi ülkeleri de etkilemiştir.
Cadılar Bayramı'nın sembolü gülen bir balkabağıdır; bunun için de bir balkabağının içi boşaltılarak gülen bir surat şeklinde kesildikten sonra içinde bir mum yakılarak şeytani bir surat gösterilmeye çalışılır.
Yemek olarak resmi şekeri, elma şekeridir. Bunun yanı sıra tüm şekerlemeler de kullanılır.
Muhafazakar Hristiyanlar genelde Cadılar Bayramı'nı desteklemezler ve yanlış bulurlar.

Sirannon Vampirland Röportajı

Merhaba Evrim(Thuringwethil)
Öncelikle bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkürler, Sirannon un kuruluşundan başlayalım... Ne zaman bir araya gelmeye karar verdiniz, neydi hikayesi?


Sirannon benim tarafımdan 2005 yılında İzmir’de kuruldu.Bir araya gelme gibi bir durum olmadı,arayışlar sonucunda kadro toplandı.O zamanki kadro oldukça farklıydı.3 sene içerisinde birçok kez eleman değişimi yaşadı Sirannon.

Peki, grup ismini neye göre ve nasıl seçtiniz?

Grubun adının Tolkiensever olmam sonucunca elfçe olmasını istedim.Sirannon, Tolkien eserlerinden birinde yer altından çıkan bir derenin adı.

Bilmeyenlere tanıtalım biraz kim ne çalar?

Sirannon’da Thuringwethil davulda, Lygbereth bass gitar ve geri vokallerde, Carnil gitarda ve Leinth vokalde yer almakta.

Thuringwethil, Leinth, Carnil ve Lygbereth gerçek isimlerinizi çok az kişi biliyor. Kendinizi kısaca tanıtırmısınız?

THURINGWETHIL : Evrim E. / Drums


LYGBERETH : Duygu G. /Bass Guitar / Back Vocal


CARNIL : Fulden İ. / Guitar


LEINTH : Hande Ö. / Vocal


Dağılan gruplar, eleman değişiklikleri sık rastlanan durum haline gelmişken, sizin için yapılan eleman değişikleri grubu etkiledi mi?

Pek çok kez eleman değişimi yaşamış olmak grubun ilerleyişini yavaşlattı tabii. Ancak her eleman değişiminden sonra oluşan gecikmeyi en hızlı şekilde kapatmaya çalıştık.



İlk konserinizde aldığınız tepkiler nasıldı? Befrock konserinde yer almıştınız. Grubun tamamen bayanlardan oluşması nedeniyle O gün gelen tepkiler sizi etkiledi mi?

Befrock konseri bizim ilk konserimiz değildi.3.konserimizdi.Merak edilen bir grup olduğumuz için konserin başlarında seyirci daha çok dikkatini vererek izlemeyi tercih etti ancak ilerleyen dakikalarda coşarak eşlik etmeye başladılar.Konseri tamamlamış inerken tekrar parça çalmamız için tezahürat oldu.O gün hem seyirci hem de aynı sahneyi paylaştığımız gruplardan büyük destek gördük  Özellikle Uçk Grind’ın desteği bizi çok mutlu etti

İzmirli bir grup olarak İzmir'de müzik yapmayı, Üretmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

İzmir çeşitli olanaklar açısından uygun bir şehir. Dinleyici kitlesi sağlam ve gereken ilgiyi gruplarına gösteriyorlar..

Yayınlanacak EP için aklınızda aklınızda bir tarih var mı?

Yaz sonuna kadar kayıtları tamamlayıp sonbaharda yayınlamayı düşünüyoruz.

Parçaları genellikle kim yapıyor, nasıl meydana geliyorlar?

Şu anki bestelerimiz benim bass gitarda yazdığım parçalardan oluşuyor. Daha sonra diğer elemanlar tarafından gerekli eklemeler yapılıyor.Müzikler bittikten sonra da sözler yazılıyor.

Sirannon'a göre Black Metal nedir? Yaptığınız müzik Pure Black Metal olarak adlandırılıyor... Bize yaptığınız müziği anlatır mısın?

Baş kaldırış ve karanlığın mükemmel uyumudur bizce Black Metal.
Müziğimizi kategorileştirmeyi seven bir grup değiliz. Ancak tanımlamak gerekirse Old School tabanlı Pure Black Metal diyebiliriz.Aslında sadece Black Metal demek daha mantıklı.

Geriye dönüp baktığınızda grubun ilk kurulduğu günden bu güne ne gibi değişimler oldu?

Aslına bakarsan kurulduğu günden beri grupta ben hariç her şey değişti  Ancak hiçbir zaman geriye doğru bir gidişat olmadı. Her adımda biraz daha ileriye gidiyor Sirannon.

Peki, hayal ettiğiniz nokta nedir? Tanınan bir grup çok fazla dinleyici yada az kişi bilsin gibi...

Yaptığımız müziği anlayacak kemik bir kitle yeterli bizim için.Hedefimiz müzik yapmak olduğu için bir aradayız, dinleyici kitlesi ortaya konan şeyin sonucudur.Bu müziği yapıyorsak zaten hayal ettiğimiz şeyi yapıyoruz demektir

Hangi yazınsal yapıtları, filozofları takip ediyorsunuz? Bunların müziğinize bir etkisi oluyor mu?

Ben ve Lygbereth genelde tarih, mitoloji, arkeo-astrenomi,Keltik kültürler ve Mezopotamya ile ilgili yapıtları okuyoruz.Carnil Kafka,Sartre,Beauvoir,Camus,Kierkegaard,Heidegger vs okuyor.Leinth ise Nietzsche okur genelde.
Sözleri yazarken elbette etkisi oluyor..

Bayan Black Metal grubu olarak bence Türkiye için bir gurursunuz. Başarılarınızın devamını ve albüm kayıtlarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu keyifli röportaj için teşekkür ederim, Vampirland üyelerine ve Black Metal dinleyicilerine söylemek istediğiniz bir şey var mı ?

Gösterdiğiniz ilgi için biz teşekkür ederiz.Baş koyduğunuz karanlık yoldan asla ayrılmayın…

Lacrimas Profundere Vampirland Röportajı Orjinal İngilizce



Sorularımızı kabul ettiğiniz için teşekkürler öncelikle başlıyorum...

1- bu grup nasıl bir araya geldi?

Grup, mahallemin yakınlarındaki bir metal pub da grubumuzun eski bassçısı şuanki de satış kordinatörümüz "steff" le tanışmamızla şekillenmeye başladı. onun gitar çalan bir arkadaşı ve benimde vokaliste benzeyen bir kardeşim vardı. En iyi arkadaşım da bir bateristti böylece 2 hafta sonra prova odası denilen bu bataklıkta ilk provamızı gerçekleştirdik.


2-Grubunuz müzik endüstirisinde 15 yıldır var. Grubun ilk günleri ile ilgili anılarınız varmı?

evet ısıtması ve suyu olmayan mağara gibi bir yerde prova yapardık ve almanyada otoyol üzerindeki tüm tuvaletlerin yerini bilirdik. çünkü bulabildiğimiz her yerde çalmak için çok fazla yol katederdik. ama bilirsiniz ortam, grup, konserler, fanlar ve alkol ile ilgili çok fazla hikaye vardır bu basitçe rock n roll ve bunu seviyoruz. bilirsiniz bu şekilde bi grubun parçası olarak yaşamak bir maceradır ve ben müzisyen olarak bu şekilde yaşamayı asla Indiana Jones yada Luke Skywalker gibi yaşamaya değişmem. benim için gece yolculukları kaliteli bir otel, club yakınlarındaki bir yıkama odası banyo ve sahneye yakın olan bi çadır hiltondur. belli bir ahenge ulaşmak için grub elemanlarının tüm bu karmaşa içinde beraber yaşamaları ve nefes almaları gereklidir. kimse Nikki Sixx, Ville Valo yada James Hetfield olarak doğmuyor. bunun için çok çalışmalısınız ve bunu başaramazsanız en azından torunlarınıza anlatacağınız bir çok hikayeniz olacaktır. hahahaha


3-lacrimas profundere'in tüm albümlerinde en çok beğenilen şarkı hangisi?

benim için bu, bir anneye hangi çocuğunu daha çok sevdiğini sormak gibi. bu nedenle bilmiyorum, günden güne değişiyor.


4-lacrimas profundere'i gelecekte nasıl görüyorsunuz?

gelecekten neler bekliyorsunuz? 6 kişilik çadırımızı ebayda satabilme şansına sahip olmak için daha iyi otel odaları haahahahahahah


5-sadece birkaç tane konser verdiniz neden?

belki gelecekte lacrimas profundere daha fazla konser verir? web sitemize bir göz atın. her lanet haftasonu bir festivalde çalıyoruz ve kasımda da yeniden tura çıkıcaz. az sayıda canlı performans yaptığımızı düşünmüyorum. örneğin geçen yıl apocalyptica ile birlikte çıktığımız turda 3 hafta 7 farklı ülke gezmiştik bu yüzden hayır şuan için sıkılmıyoruz.


6-istanbuldaki paradise lost konseri hakkında ne düşünüyorsunuz?

mükemmeldi. çok eğlendik ve yeniden onun gibi bişiler yapmak için sabırsızlanıyoruz.


7-yeniden türkiyeye gelmeyi düşünüyormusunuz?

bu konuda herhangi bi anlaşmanız oldu mu? şuan için yok ama bana inanın eğer doğru teklifi alırsak geliriz. çünkü mükemmel ülkenize her gelişimizde (istanbul ve ankara da çaldık) süperdi.


8-son üç albümde gothic rock tarzı bir müzik yaptınız ve bu nedenle bazı fanlarınız üzüldü. bu konuda ne düşünüyorsunuz?

evet son üç albümü bu şekilde adlandırabiliriz. kendi aramızda 7 yıllık süreçle ilgili konuştuk. bana 8 yıl önce yaptığımız kayıtlarla ilgili konuşmak mantıklı gelmiyor. bildiğiniz gibi Monster with 69 eyes, Pete Steele legs ve Guns´n´Roses Cock u yarattık ve bu yüzden biraz evcilleştirmemiz gerekiyordu. bana kalırsa House Lacrimas Profundere da hala aynı sadece çeki düzen verdik, bazı fazlalıkları çıkartıp attık ve yeni renge boyadık.


9-yeni albüm planınız var mı?

burda almanyada son albümüz olan SONGS FOR THE LAST VIEW i bir hafta önce çıkarttık. bu yüzden şuan için hayır


10-son olarak vampirland kullanıcıları ve türkiyedeki fanlarınız için söylemek istediğiniz bir şeyler varmı?

röportaj için çok teşekkürler. umarım hepiniz ile kısa zaman içinde görüşürüz. son albümüzü olan SONGS FOR THE LAST VIEW den çıkarttığımız ilk single "a peral" ın klibini görmek için myspace websitemize "www.myspace.com/lacrimasprofundere" göz atabilirsiniz. ve yeni içkilerimize fon bulabilmemiz için lanet albümü satın alın. hepsi bu kadar loş ve alkolle kalın. şerefe yours Oliver Nikolas LACRIMAS PROFUNDERE

sizi seviyoruz ve yeniden türkiyeye bekliyoruz.
tamam röportaj için teşekkürler zülfü. ben de seni seviyorum. türkiyede görüşmek üzere. umarım yakın zamanda görüşürüz. rock la kalın.

Orjinal ingilizce ve devamı için tıklayınız.

İllet Vampirland Röportajı

Merhaba, kısaca grubu tanıyalım. Ne zaman kuruldu, kısaca bahseder misiniz?

Merhabalar, illet 2004 yazından sonra Özgür ve Kudret ile kuruldu. Pek ilgi çekici bir yanı yok aslına bakarsanız. İki arkadaş bir araya gelmişler, gazı almışlar ve internete eleman ilanları vermeye başlamışlar. illet'i hala devam eden güçlü bir grup yapan faktör ise bu aşamanın aceleye getirilmemiş olması diyebiliriz.

Kadro şu şekilde:

Özgur Monkul (vokal)

Kudret Diplen (gitar, geri vokal)

Kemal Emre Arpacı (gitar)

Can Akay (bas)

Deniz Cem Önduygu (Bateri)

Murat Özsaltık (Sample)


Peki, grup elemanları müzik dışında neler yapıyor?

Öğrencilik genel için devam ediyor. Bir tek Kudret büyük adam oldu çıktı başımıza. Bir yandan iş arıyor, bir yandan da evlilik hazırlığı yapıyor. Cem Sabancı Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü'nde yükseklisansa başladı. Murat Boğaziçi Psikoloji Bölümü'nde, Emre İTÜ Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümü'nde öğrenci. Özgür İTÜ'de Kimya Mühendisliği okuyor, bir yandan da çalışıyor, Can da Bilgi Üniversitesi Hukuk Bölümü öğrencisi ve Hollanda'ya Erasmus hazırlığı yapıyor şu günlerde. Müzik dışında hepimizi topladığınızda da, sadece midemize yönelik hareket ediyoruz diyebiliriz.


Kendi müzik tarzınızı nasıl açıklıyorsunuz?

Kendi müziğimizi belli bir kalıp içine sokmak istemeyiz, pek beceremeyiz herhalde. Müzik türlerinden çok bu türlerin içerdikleri arasında seçim yapmak daha mantıklı geliyor. Harmanlıyoruz bir bakıma. Şarkı yapma sürecimiz, dinlediğimiz ve beğendiğimiz gruplar sebebiyle tabi metalcore, nwoahm, numetal gibi yeni nesil tarzlara daha yakınız. Ama bu şarkılara blast beatler yerleştirmeyeceğimiz anlamına gelmez.


Siz kimleri seviyor, dinliyorsunuz?

Herkes için değişiyor bu konu. Şöyle bir liste yapalım güzel gözüksün.

Özgür: Godsmack, Slipknot, Mudvayne
Kudret: Machine Head, Disturbed
Emre: Tool, Katatonia, Oceansize
Can: Testament, Whitesnake, Judas Priest (evet altın yazını yaşadı bu yıl)
Cem: Slipknot, Lamb of God, Devildriver, Chimaira
Murat: Tool, Katatonia, kendisi aynı zamanda eski black metalcilerden.


En çok sahneyi paylaşmayı istediğiniz grup veya sanatçılar?

Bir üst sorudaki cevaplar arasından bir kaç grup yapıştırsak oluyor mu direk buraya? Metallica parantezinde de yapabiliriz tabi bunu.



Yaptığınız demoların sözleri ve besteleri kime ait?

Bestelerimiz hep gitar rifflerinden çıkıyor. Riffler ardarda konup belli bir yapı oluşunca ikincil gitarlar, davullar, vokaller ve samplelar üzerinde çalışılmaya başlanıyor. Tabi yapı gereği Kudret bu aşamada baş rolü oynuyor diyebiliriz. Sözleri ise herşey oturduktan sonra Özgür yazıyor.


Dinleyicilerinizden gelen eleştirileri müziğinizin gelişimine yansıtıyor musunuz yoksa kendi yapmak istediğinizi mi yapıyorsunuz?

Yorumu yapanın kim olduğu oldukça önemli. Özellikle internetteki yorumların çoğu, görsek kafasını okşayacağımız, yanağını sıkacağımız insanlar tarafından yapılıyor. Bunları, olumlu da olsa olumsuz da olsa, bizi yönlendirmeleri açısından fazla ciddiye almıyoruz. İnternetteki bir yorumun bizi etkileme gücü, büyük oranda nasıl yazıldığına bağlı. "BÖÖle yasılmıshsa msela" yorumun içeriği önemsiz oluyor. Aklı başında ve dilinin nasıl yazıldığını bilen insanların yorumları daha çok dikkatimizi çekiyor. Performanslardan sonra mekandaki insanların ve diğer çalan grup üyelerinin yorumları da çok önemli oluyor. Öyle bir enerji patlamasından sonra birebir tebrik almak çok güzel bir duygu ve internet üzerindeki "chok iyi yha!!"lardan çok daha etkili. Bunu söylerken eski kafalı görünebiliriz ama yorum yapan insanın yüzünü görüp elini sıkabilmek güzel bir şey.

Olumsuz yorumlarla ilgili de şöyle bir ayrım var: öznel bir tavırla "beğenmedim" demeleri gayet normal ve mantıklı. Ama nesnel sandıkları bazı hayali kriterlere göre yargılayıp "olmamış", "şöyle olmalıymış" demeleri çok sinir bozucu insanların. Şarkılarımızın sahip olması "gereken" özellikleri sadece biz belirleriz çünkü. Bizim dışımızdakilere beğenmek ya da beğenmemek kalır, nasıl olması "gerektiğini" söylemek değil.

Budur

Dinlemekten çok büyük keyif aldığımız Küçük Kız ve Aksak'ın hikayesi nedir?

Çok teşekkürler. Peki ya Günahkar? Ondan keyif alınmıyor mu yani? Kırıldık... (gülüşmeler)

Bir gazete küpüründen esinlendik Küçük Kız'ın sözleri için. Bir haber... Geçtiğimiz yıllarda yaşanan bir savaş sırasında bombardımana yenik düşen bir evin enkazındaki 6 aylık (6 ay geçmiş ona ne...) bir kız bebek cesedi, ağzında emziği... etkilenmiştik ve yazdık. Esasında herşey Kudret'in bulduğu basit melodi ile ortaya çıktı (toz bulutu), sözlerle biraraya gelince ise şarkı apayrı bir hale geldi.

Aksak ile ilgili düşünceler biraz daha karışık. Uzun süreli bir birikim diyebiliriz. Sokakta yürürken hala alışamadığımız insan profillerini görüp de "katil olsam bu tipleri öldürürdüm" demenin üzerine, bir tecavüzcünün/gaspçının/katilin (kendi tineriyle yakmasaydım onları...) bir kaç ay yatıp aramıza döndüğünü tekrar görmek üzerine, karısını 50 yerinden bıçaklayan adamı hayatımızdaki baş ve tek caniymiş gibi televizyonda izlemek üzerine (70 değil, 2 saplasaydım kaltağa, ilgili olur muydun hayranım?) ortaya çıktı ilk söz demeti. Sonradan yazdıkça kendi başına bir insan profiline dönüştü. yeterince ya da hiç cezalandırılmamışları cezalandırma peşinde koşan, kendini süper kahraman olarak gören bir deli...

(bu sorunun cevabını http://www.illet.forumotion.com'da sorulan benzer soruya verdiğimiz cevaptan kopyaladık, dürüst olalım)


İlk konserinizde aldığınız tepkiler nasıldı?

İlk konser bir garipti. Kadıköy Anadolu Lisesi'nin konferans salonunda, olmayan bir sistemde çalıyorduk. Nasıl olduğunu bilemesek de epey kudurmuştu çocuklar. Her şarkıyı mı ezbere bilir yani biri. Ya da playlisti mi çaldılar ne yaptılarsa, "şunu çalın", "bunu çalın" isteklerini hiç geri çevir(e)medik. Yeri özeldir bu yüzden Kadıköy Anadolu'nun.


Gelecekte İllet'i nasıl görüyorsunuz? Gelecek için neler planlıyorsunuz?

Bu konuda mütevazi olmaya hiç gerek yok. Türkiye’de ses getirecek bir grup olarak görüyoruz. Hem çalış farklılıkları hem soundumuz hem de müziğe bakış açımız bizi diğer metal yapan gruplardan ayırıyor. Öncelikli planımız tabi ki albüm çıkarmak ve büyük organizasyonlarda yer almak.


İllet yönünde bizi gelecekte neler bekliyor? Mesela bir klip? Ya da yakın bir albüm?

Albüm için bir zaman söylemek çok zor. Kayda giriyoruz ve sonrasında imkanları zorlayacağız bu konuda ama albüm çıkarma konusunda zamanı etkiyecek çok değişken var ve açıkçası biz de henüz bunlara tam olarak hakim değiliz.
Paylaşım anlamında korkarız ki pek yeni şeyler beklemiyor dostlarımızı. Önümüzdeki aylarda 6 şarkı kaydedeceğiz Aksak, GÜnahkar ve Küçük Kız dışında fakat bunları albüme kadar sadece konserlerde paylaşmayı düşünüyoruz. Konserlerimize gelemeyen arkadaşlar için artık http://www.myspace.com/illetband üzerinden canlı performans görüntülerimizi de paylaşacağız.


Vampirland hakkında ne düşünüyorsunuz? ve Vampirland üyelerine söylemek istediğiniz bir şey varmı?

Vampirland çok yeni öğrendiğimiz bir forum açıkçası. Bir çok forumda illet başlıkları açıldı ve bir çok foruma benzer röportajlar verdik. Bu bağlamda öncelikli olarak sizden beklentimiz yolunuza her zaman devam etmeniz olacak. Metal müziğin Türkiye'de desteğe ihtiyacı var ve bu son yıllarda Vampirland gibi forumlar aracılığı ile çok iyi yapılıyor. Amatör desteğin gerçek anlamda sahne önünde olduğunu da eklemek isteriz.

Ayrıyetten,
birincisi, facebook'taki vampir oyunlarını sizin yaydığınızı biliyoruz. Yeter canım, nereye kadar "ignore" edeceğiz davetleri. İkincisi, 15 Ağustos Cuma günü 16.30-17.00 sularında Zeytinli Rock Express Sahnesi'ndeyiz. Sizlerle hoplayıp zıplamak harika olur.
Üçüncüsü, bizi "yerli gruplar" başlığına layık gördüğünüz için teşekkür ederiz, her ne kadar amatör olsak da henüz, profesyonelce çalışmaya gayret ediyoruz.

Desteğiniz için teşekkür ederiz.

http://www.illet.rockmekan.com/haber-33173.htm

Röportajın devamı için tıklayınız.